Login

Signup

Posted By

Bir Kaç Doz Anı

Mayıs 5, 2018 | 8 Comments

5 Mayıs 2018 gecesi, saat 04:11…

Uzun zamandır dönüp dalmıyordum ve bugün sağlam bir doz döndüm, daldım. Dozu akıl odalarıma aldıkça, her doz bir odayı araladı. Odaların arkasında bekleyen anılar bir bir boşaldı.

Beynim aç olduğu anıları yüksek dozdan almaya başladı. Soyut yollarla beyinden alınan bir uyuşturucu, anılar…

Halbuki çok sıradan başladı bu gece.

Twitch’te canlı yayında, yayının son anlarına doğru gidiyordum. Bir taze kanın Zülal’i merak etmesi ile onu anlattığım yazıyı paylaşmam ilk kıvılcımdı işte.

İlk dozun şiddetine direnç gösterdim, hareketli bir müziğe döndüm. Ekran başından bir kaç dakika kalktım.

Nafile.

Bir defa uyuşturucu etkisinde olan anılarım harekete geçmişti.

Direncim kırıldı.

Kamerayı kapattım ve yıl başı videosunu açtım.

Ve bir bir tüm anılarımı serbest bıraktım.

Patladım…

Uzun zamandır böyle göz yaşı akıtmadım.

Bazen ailemle çektiğim eski fotoğraflara ya da videolara bakarım. Onlardan uzak yaşadığım için, hüzünlenir gözlerimin ıslanmasına izin veririm.

Ve bunun sebebini düşündüğümde yoğun bir şekilde beslediğim özlem duygusundan kaynaklı olduğuna kanaat getiririm.

Bugün de öyle bir şeydi işte.

Artık dönmeyeceğim, hikayeyi ilerletebilmek için bu duygularımı esir edeceğim dedim bir çok kez. Şu an ise iki ihtimal var aklımda.

Ya esir ettiğim duyguları öldürdüğüm için boşaldım bir daha bu kadar şiddetli dönmemek için. Ya da ne yaparsam yapayım Kalan Ömrüm’de asla bırakamayacağım bir uyuşturucu yarattım kendime.


“Ölene dek sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden, dedi Tilki” (Küçük Prens’ten alıntı)

Ve Küçük Prens büyüdü.

Uzun bir zamandan sonra Dünya’ya geri döndü. Dünya gezegenine ilk geldiğinde (Kalan Ömrüm’de) “Kimse Var mı?” diye seslendiğinde “buradayım” diye ses veren bir kaç tilkiyi tekrar görebilir, kokularını içine çekebilir ve konuşmadan yarım tebessümle onların çimlerde oynayışlarını uzaktan izleyebilir umudu ile döndü tekrar dünyaya.

Baktı. Baktı. Baktı.

Kimse var mı diye bağırdı. İlk seslenişini hatırladı, yanına nasıl güzel koştuklarını anımsadı.

Gözleri ıslandı.

Uzaklardan bir hareket gördü, bir kaç yaşlı tilki yaklaştı. “Burdayız”

Küçük Prens onları tanıdı. Sayıları azalmıştı. Heyecanla “Diğerleri nerede?” diye sordu.

İçlerinden biri “Büyüdük ve kirlendi dünya!” dedi.

Küçük Prens eskiden olsa bunun ne anlama geldiğini anlamaz, üstüne “Hayır, dünya çok güzel.” derdi. Ama artık o da büyümüştü.

Anladı. Anlamak hiç bu kadar acıtmamıştı.

Uzaklara doğru daldı.

Ve çok uzaklarda kendi aralarında oyun oynayan bir kaç yavru tilkiyi fark etti.

Onlara yaklaşıp “Kimse Var mı?” diye sormak istedi…

Ama hayatında ilk defa emin değildi!

Comments (8)
Cevapla

hulyaaunall Mayıs 5, 2018 at 9:31 am

Not : Hangi melodi içten geliyorsa onunla okunsun.

Dönüyorsun dalıyorsun 2’ye cevap..

Bu yazı daha bloga yazı eklenildiği bilinmeden sabahın erken saatlerinde yazıldı . Bir kısmı yazı okunduktan sonra güncellendi. 05.05.2018 yayın tekrarı izlendikten sonra dönüyorsun dalıyorsun 2’ nin çıkacağından “belli mi olur belki bir yazı çıkar bu gece” ihtimalli denmesine rağmen emin bir şekilde. Yazıldıktan sonra blog da uygun yere eklenmek için bloga girildiğinde yazının paylaşıldığı görüldü.

Hem uygun ve hak ettiği yer bulunduğu için minicik sevinildi, hem de buna sevinilir mi Prens acıyor diye diye gözleri yaşlı bir çok kez sessiz bir şekilde uluyan Tilki, ilk defa blog üzerinden sesli bir şekilde acıyla uludu..
Tilki kurt mu? Köpek mi ulur mu ? sadece tiz sesler çıkartır demeyin! Prens söz konusu olursa köpek ve kedigillerin tüm özelliklerini sergileyebilir..

Küçük prensin dönmesini çok beklemişti Dünya’ya çünkü; onu çok özlemişti onu görür görmez kuyruğunu kıvırıp dizlerinin dibine çöktü her zaman olduğu gibi. “Bir kere evcilleştiysen gerçekten birbirine, yerini bulabilmek için kimsenin seslenmesine gerek yok” dedi Tilki.. “Gözler hakikati göremezler en iyi yüreğiyle görür insan” demiştin yüreğinin gözlerini daha çok aç lütfen.

Dünya’da Tilki’ler ölümlü varlıklar unuttun mu? Yaşasalar seslendiğinde gelirlerdi üzülme” diye teselli etti tez canlı diye anılan Tilki.. Prens’in küsme ihtimalini bilse de, O’nun için çok zor olsa da “acıtıyorsa seni Dünya’ya gelmek gelme bir daha buralara” hep özlemek pahasına da olsa, ya da “gel ama bulduğunla yetinmeyi öğrenmelisin kaç tane diye saymamalısın” dedi. Prens acısa da yine severdi, yanında olurdu ama hep gülümseyen Prens’i ağlarken görmeye Tilki kalbi el veremezdi.

Benzerini bir çok kez yaşadığım şiddetli ve sarsıntılı bir dönüp dalma atağının replayini izledikten sonra, aynı atağı geçirirken buldum kendimi. Fiziksel olan bir boşalmanın etkisiydi göz çevresindeki ıslaklık. Geçmişte ve şuanda yaşananların güzelliğiyle doğru orantılı su yolu olması.

Sen dağın heybetli tarafını dön Dünya’ya karşı devam et, bu şekilde koru kendini. Ama dağı aşıp arkasındaki düzlüklere inmiş birisinden ne kadar saklayabilirsin ki ? düzlüktekileri..

Düzlükte her duygu çıkıntısı belli eder kendisini saklayamazsın! Saklanamazsın! Çırılçıplaksındır.

*Panik atak gibi bir şey dönüp dalma atağı.. Seni neyin bu atağa sürükleyeceğini biliyorsun, atağı geçireceğinde sende bırakacağı hasarları da, ama buna rağmen geçmişin güzelliğini yeniden yaşamak, kalbe o anların güzelliğini yine yeniden hissettirebilmek uğruna ne pahasına olursa olsun kendini, zihnini, beynini,kalbini geçmişin dibi görünmeyen anı denizinin içine, yüksek bir binanın tepesinden boşluğa bırakır gibi bırakıyorsun.

Önce anı rüzgarları sarıyor bedenini, daha da yaklaştıkça yaşanmışlıklar sarmalıyor düşüncelerini, anı denizine nefesini tutup daldığında kahkahalar, konuşmalar, dokunuşlar, bazen bir gri koltuk, bazen bir mutfak tezgahındaki portakal, bazen bir kahvaltı masası, bazen kısa çekilmiş bir çöp, bazen bir satranç tahtası üzerine oturmuş Dünya, bazen burunlardaki bir köpük, bazen yan yana çekilmiş en gerçek fotoğraf, bazen bir melodi oluveriyorsun.

*Sara nöbeti gibi bazen de dönüp dalma nöbeti, nöbet geçirirken kalbin,beynin, duyguların oradan oraya çarpıp hasar alıyor her seferinde.. Sen öyle oradan oraya çarparken anılardan oluşmuş asfalt da kendini, geliyor birileri; elinden tutuyor biri sıkıca, kalbin hasar görmesin diye oradan oraya çarparken yastıklarla sarıyor etrafını bir diğeri, biri de başını iki elinin arasına alıp sarsılmanı engelleyerek bak gözlerimin içine geçecek, tut ellerimi geçecek dayan az kaldı geçecek diyor…

Nöbet bitiyor geriye sarsılmadan bitap ve yorgun düşmüş bir ruh kalıyor.

Normale dönebilmek için bu sefer geçmişe panzehir olan geleceğe tutunmaya çalışıyor. (yani uzakta oynayan tilki yavrularına). Ama her zaman ki gibi biliyor ki; bugünün şimdisi yarının geleceği de bir süre sonra dönüp dalma nöbetinin tetikleyicisi olacak. Her seferinde bir inception içerisin de olduğunun farkına varıyor.
Hepsi benzer, hepsi aynı iç içe olan inception içinde, başlama noktası belli, fakat sonunu bulmak mümkün değil çünkü sonsuz bir tekrar döngüsü bu..

Nöbetler bir gün son bulacak, o gün de gökyüzünde el ele tutuşmuş çocuklara tebessüm ederek bakıyor olacağız.

Kelimeleri nakış nakış işlemek istedim bu sefer, elime çok iğne battı geri çektim çok çok, bunun nedeni ilk defa işleme yapmam değildi, bana iğne olanın başkalarına çuvaldızı gelebileceğindendi. Ne kadar işlersem işleyeyim ne ipin uzunluğu yeterli, ne de renkleri. Çünkü deneyimlerimi, hissettiklerimi, haps ettiklerimi anlatacak o kelimeler sözlüğe girmedi, o renkler imal edilmedi ..

Yayın da ekran arkasına aldığın ama orada neler olduğunu hissettiğim o yüzü göstere bilirsen birine, kaygısızca sarılıp boynuna dökebilirsen haykırarak içini, işte o gün yaşayacaksın en şiddetli duygu boşalmanı çünkü sende biliyorsun ki tek gelinmemeli..

30+1’in elektriğini atabilmek için çıplak ayakla çimenler de yürümelisin UNUTMA!

Ölümlü olmayan başka bir şey olmalıydı belki de…

Cevapla

Tuilin Mayıs 5, 2018 at 3:35 pm

Seçme şansı olsa büyümek ister miydi acaba prens? İstemezdi tabi. Kim ister ki? Kim o masum dünyayı bırakmak ister ki? Ama mecbur kalıyoruz. İstemeye istemeye de olsa büyüyoruz. Zaman geçiyor. Çok hızlı bir şekilde hemde. Keşke zaman yalnız başına geçip gitse ama nerdee? Zaman yanında değerli şeyleride alıp geçiyor. Tek tek, adım adım ilerliyor yanına aldıklarıyla. Bakıyorsun arkalarından, haykırıyorsun içten içe “götürme onları!” diye ama nafile. Zaman bu söz dinler mi? Sonra büyüyorsun, dönüp etrafına bir bakıyorsun eski masumiyetinden bir çok parçayı alıp götürmüş zaman, çok azı kalmış ellerinde. Eskisi kadar masum olamıyorsun artık, yavaş yavaş kirlenmeye başlıyorsun istemeden. Sonra ileriye bakıyorsun ve orada masumluklar görüyorsun. Koşmak istiyorsun onlara, gidip kucaklamak istiyorsun! Tam bir adım atacakken olduğun gibi donup kalıyorsun yerinde. Kafanda düşünceler birbirleriyle savaşıyorlar, sen ise o düşüncelerle savaşıyorsun. Aslında kendinle savaşıyorsun, korkularınla. Zaman masumluklarını alırken bir korku işlemiş içine, onu farkediyorsun istemeden de olsa. Ve dönüp diyorsun kendi kendine;

“Ya zaman onları da alıp götürürse?”

Sonra kafana dank etmesi gereken bir şey dank ediyor. Yeni masumlukları eski masumlukların yerine koymana gerek yok ki? Eskilerin hatıraları hep seninle olacak zaten yeni masumluklar ise eskiyene kadar senin olacak. Ufak bir tebessüm yerleşiyor yüzüne ve bir adım atıyorsun ^^

Cevapla

Hulyaaunall Mayıs 5, 2018 at 4:25 pm

Senin şuan attığın güzel adım gibi 🙂 farkındalık fabrikasında kıvrım tokluğuna çalışan isçileriz, sosyal güvencemiz ise insanlığa olan inancımız. Eğer inanç varsa hala o adım atılmıştır. Kelimelerinden sağlık okumayı seven kırlangıç..

Cevapla

GoldenBrasco Mayıs 18, 2018 at 3:25 pm

Eğer ki bilseydim büyümezdim. Bu kadar yük altına girmek yerine kaçmayı seçerdim. Fakat şu an seçme şansım olsaydı yine büyümeyi seçerdim. Bunca insan tanıdım ve onlardan tecrübeler edindim. Her doğrumda her yanlışımda bir adım daha ilerledim. Tecrübelerime göre yaşadıklarım ve yaşattıklarım “iyi yada kötü” beni ve karşımdakini ilerletti. Belki en nefret ettiklerim beni güldürttü. Belki en sevdiklerim beni ağlattı. Her ağladığımda her güldüğümde kendim için ağlamadığımı, kendim için gülmediğimi anladım. Henüz erken olduğunun farkına vardığımda hiç bir şeyin bitmediğinin aldığım her nefeste bunu değiştirebileceğimin kanaatine vardım. O küçük tatlı dünyamdan çıktığımı anladım. Artık insanların farklı olduklarını gördüm. İnsan yapısından belki de kendimi korumaya geçtim. Sırtımı yaslayacak bir duvar aradım. Asla yıkılmayacak, güvenimi boşa çıkarmayacak, beni kandırmayacak bir duvar. O duvarın kendim olabileceğini düşündüm. Fakat yanıldım… Kendimi kandırmamamın ne kadar kolay olduğunu hatırladım. Elimdeki bir kaç insanı koydum karşıma. Ve onlara güvenmeyi seçtim. Bir bina gibi gördüm onları. Bu binanın kirişleriydi her biri. Fakat her ne kadar güvensem de onlara kendime hep bir kaçış yolu çizdim. Belki de sırrım buydu hep kaçabilecek bir delik aradım. Kaçış yolum anılarım oldu. Ne zaman nereden kaçmak istesem anılarıma saklandım. Hep temiz tuttum kaçış yolumu. Koşarken yaralanmak istemedim ve sonunda bunu başardım. Artık güvendiğim bir duvarım var. Ve duvarı sizinle paylaşmaktan çekinmedim değil. Fakat sonunda paylaştım kesik hali oldu kusura bakmayın…

Cevapla

Serçe Mayıs 20, 2018 at 8:05 pm

“İnsan döndükçe kendi içine batan kıl gibidir…” demiştim bir keresinde. Sen döndükçe dalan, kendi etrafında bir girdap oluşturup oraya herkesten önce kendi kapılan anaç yüreğinle selamlıyorsun beni. Evi ilk gördüğümde “çok zor burada yaşamak, anı mayınlarıyla dolu bir evde nasıl özgür adımlar atabilirsin ki?” diye sormuştum. Sen “ çok zor sevgili serçe” diyerek ilk kırılan kupa bardağı anlatmıştın canından can giderek.

İnsan yukarı doğru büyüdükçe onu aşağı doğru küçülten anıların yoğunluğudur. Gözlerinden akan özlem suları yüreğindeki yeni yolculukların filizlerini besliyor can suyu misali. Kırgınlığın burada başlıyor. Can suyu vermek bir fidana umut vermektir ya aynı zamanda, birilerinin o umudu beslemesi gerekiyor. Bu kişilerin azlığı, eksilmişliği o fidanları kökten söktürecek kadar acıya yitiyor seni görüyorum…

Hatırladın mı; bir şey daha diyordu Tilki Küçük Prens’e: “ insan bir kez evcilleşirse biraz gözyaşı dökmeye de hazırlıklı olmalıdır.” (25. Bölüm son cümle, sayfa 134)

Evcil acıların seni her seferinde ilk kez suluyormuşcasına yoklarken, dönüp dalacak, dalıp duracak ve belki de her seferinde yamacında yine aynı insanlarını bulacaksın. Cevabından korktuğun o soruyu sorduğun o büyülü günde, “yanındayım” diye bağıracak yeni insanlarınla orada olacağım.

Hala yaşarabilen gözlerine son bir not:

“Senin yıldızların, gülmeyi bilen yıldızlar olacak” (Küçük Prens) 🙂

Cevapla

Kahraman Haziran 5, 2018 at 10:38 pm

Bir yılın ardından Diyarbakır’dan Mersin’e seyahat ederken, birazda cam kenarı düşüncelerimin etkisiyle yazmaya başlıyorum.

Sosyal medyada uyuşturucuyla ilgili dönen bir Caps var; dört karelik resimlerin üçünde çeşitli uyuşturucu madde kullanıcılarının resmî dördüncüde de mizahı yapılacak olayla ilgili bir resim olur. Gözümde o caps canlandı ve dördüncü resimde küçük prensi gördüm. Ama bu caps güldürmedi belki yarım tebessümlü dönüp dalmaya yol açtı. Anı cenneti ile anı cehenneminin arasında ki ince çizgi dönüp dalmanın dozajı galiba.

Sivereğe varmak üzereyim, ışıkların kapanmasıyla en özel müzik listemi açıp dinlemeye başlamıştım. Özel müzik listem; arkadaşlarımdan kendileri için özel olan müzikleri benimle paylaşmalarını istemiş ve onların isimlerinin yazılı olduğu müziklerle listemi oluşturmuştum. Şu ana kadar şef Serkan, yavru tilki Büşra, Şule ve sen eşlik ettin bana. 20 aylık hikaye sürecimde çok güzel insanlar biriktirmişim be.

Siverek girişinde polis kontrolünü fırsat bulan yolcuları izlemeye başladım. Ne kadar bir birine benziyor insan davranışları. Rutin davranışlar, benzer espiriler. Diğer insanlarla aynı şekilde yaşıyorum aynı şekilde de öleceğim diye hiç düşünmüşler midir acaba? Ahh şimdide Furkan’ın şarkısı ‘’sevişirdik bazen’’ ne kadar da çırakça bir hareket😊 Biraz dağınık gidiyorum çok fazla duygu ve düşünce var. Yoğun karmaşadan saf durgunluk çıkarabilecek miyim bilmiyorum. Yazıyı tekrar okumadan paylaşacam çünkü okursam paylaşmaktan vaz geçebilirim. Bu yazının bana bu günü hatırlatması için burda kalması gerek.

Tekrar yazıya dönüyorum. Küçük prensin bir kaç tilkinin burdayım sözcüğünü umarken bir kaç YAŞLI tilkin burdayız demesi yarım tebessümümü tam tebessüme döndürdü. Birlikte yaşlanmak ama kirlenmeden tilki kalarak yaşlanmak. Sanırım bu duygu beni saf durgunluğa çıkarıyor. Yazım hala karmaşık olabilir ama tam tebessümle bitirdiğim bir yazı oluyor. Farkındalık labirentinden, şömine başına ve ya sokakta ki banka fark etmezsiniz yaşlı olarakta çıkabilme dileğiyle. Dileğimin ardından şimdide Hülya eşlik ediyor bana ne güzel tesadüf😊

Cevapla

insanesilent Haziran 7, 2018 at 2:46 pm

thinking out loud …. yine perşembe ve yine ben kendimi huzurlu hissettigim yerde , tum benliğimle istedigim gibi olabilecegim vatanımın harf topraklarına geldim ,bir kac cumle savuracagım en seffafından … bu arada bu toprakların denize de kıyısı var biliyor musun 🙂 … bundan yaklasık 9 -10 ay once twitterdaki ilk etkileşimimiz geliyor aklıma ve tekrar tesekkur etmek istiyorum 1 sn sini bile atlamadan …
2 tilki ( dedeyi kacıs kapısı kullanan bir tilkidir hem de:) , ilk defa oyun alanına katılıp cekingen cümle kuran ama istegini anladıkları o kişiye ilk samimiyet motivasyonunu vermiş bileginden tutmustu 🙂

-Girsem mi girmesem mi korkusu yasayan bir sule cizsek suraya .. sessizlik olur mu ki ?🙂
– Bu twiti atarak korkunu yendin zaten 😊

sonra hafızaya biad 2 oldu sıfatı .. zamiri, yuklemi … çok ta yerine yerleştirmeye calısmyorum tıpkı senin yazındaki gibi ..ikinci kez de okumadım msjı … cunku gercekten bazen odayı dagınık bırakmak lazım ki ne kadar eglendigimiz anlasılsın 🙂 tesekkur ederim kahramancım … tesadufleri yasayacagımız cokca ana sahitlik etmek , kıvrım denizinde bolca rahatlamak dilegiyle …

Cevapla

Neslihan ACAR Temmuz 22, 2018 at 8:31 pm

En çok ne zaman açıldı canın? Küçükken bisiklette dustugunde parçalanan dizin ve avuç içlerinde kanadiginda mi? Koca bir yıl çalışıp “güzel bir tatili hak ettim” derken tpm plnlarin alt üst olduğunda mi? Ya da hep senin yanındayım diyenlerin arkasından bakarken mi? En sevdiğin şeyi kaybettiğini de mi?…
En çok ne zaman açıldı canın? …
Beyaz gömleğin kirlendigini gören annenin çığlıklarını duyduğunda mi kulaklarin?
Bazı şeyleri duzeltmek adına söylediğin pembe yalanları (hoş yalanın rengi olmaz bu arada) baban duyduğunda mi? Olmaz diyerek vazgectigin yolda mı?
Canın en çok ne zaman açıldı? Her birinde ayrı ayrı acısı, Her biri birbirinden farkli acitti…
Aslına bakılırsa her birinde kurulmuş bir hayal yok mu? O hayali elde etmenin verdigi umut, getireceği mutluluk… Canın en çok kırılan hayallerin acısı değil mi? Öyle acitti ki seni, topuklarindan başlayıp saç köklerine kadar hissettin… Kesti… Kağıt kesiği gibi. Tüm vücudunu huncarca hemde… Bir rüzgar esti o sıra da sızım sızım sizladi…

Her sızı da dökülen güzelim gözyaşı… Yüreğinden dökülen şeffaf damlalar… Öyle mucizeviki o damlalar hem ruhu hem cildi temizler, sakinleştirir, arındırır, iyilestirir… Bir keresinde dagitmadan toparlayamazsin demiştim. Şimdi de akitmadan arinamazsin diyorum… Çünkü bu bir kaç doz anı kendini başka zamanlarda başka şekilde yine tekrarlayarak dlye hissediyorum. Çünkü kaybettigiklerimizin acısı hiç geçmiyor, alişıyoruz sadece. Ufak bir dokunuş yarayı desebiliyor, alıştığımız o acı farklı bir yüzle yeniden karşımıza çıkıyor. Ağla sevgili dostum, agladikca arinacaksin… iyileşecek yaraların…

“Büyüdük ve kirlendigini dünya” bir bataklık düşün. Yutamayacagi ne var ki ? Çırpındıkça daha da çok çeker seni! Diye dusunur, bırakırız kendimizi… Fakat farkında insanlar bilirler, bataklık yutamaz seni. Çünkü farkında insanlar batmamak için mucadele ederler. Kolayi seçmezler… Onlar bilirler ki bataklığın gücü, seninki kadar büyük değil. O yüzden farkında olanlar bırakmaz kendini…
Dünya böyle bir şey işte, bir bataklık. İnsanların ruhuna korku salan onları kötülüğe bencilliğe alıştıran… Farkında insanlar ise bir tilki… O bataklıkta yaşadığımız için zaman zaman kirleniyor bir yerlerimiz. Hiç istemeden bile üzerinde yurugumuz için ayaklarınızın altına bulasiyor bir kere… Olsun! Bizim temizlenmek için bir silahımız var. Göz yaşı. Arınmak için, temizlenmek için…

Ve bir tutam umut! Bir arada olmanın verdiği mutluluk… Sevinçle gelen gözyaşı… Prens geri döndüğünde o yavru tilkilere seslenmeden önce bir tutam islatsin yüreğini…

Cesaret o islaklikla gelecek…
Yavru tilkilere temiz bir yarın borçluyuz…
Her ne olursa olsun.

Leave a Comment:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.