Login

Signup

Posted By

Bir Ruh Hali – 2

Mart 17, 2018 | 11 Comments

Bir Ruh Hali – 1 Yazısını okuduktan sonra tüketiniz!

Bu satırları insanlığa dair olan umutlarımın epeyi azaldığı bir zaman diliminden yazıyorum.

Kaybolmasına izin vermemek için, anlamak ve anlamlandırmak için yazıyorum.

Şu an öylece kalakaldım.

Yazacağım inanç dolu her bir cümleyi, kafamda mantıksal ve istatistiksel olarak çürütüyorum. Yazmanın bir anlamı yokmuş gibi.

Yazmak nasıl anlamsız olur yahu, bu düşünce başlı başına anlamsız iken hem de!

Sahi şu sıralar anlamlı gelen ne var?

En büyük açlığım anlamlandırmak şu zaman diliminde açlık grevinde.

Şiddet içermeyen direniş demek isterdim ama ne yazık ki değil!

Doyamıyor ki…

Hayat kendini keşfetmek ise ve keşfedecek bir şeyler bitmiş ise…

Ya da artık keşif olarak değil de pekiştirme olarak algılanıyor ise…

Aynı pisliğin laciverti gibiyse…

Ya da yaşamak için kendini kandırmak ise…

Bitmemiş gibi davranmak ise…

………………………………………………………………………………………………

Ne istiyorum?

Saf akıl!

Saf duygu!

Komik….

Işınlanmak daha kolay olduğu için olabilir mi?

Peki bende ki?

Bunlar değilse kendimi mi kandırıyorum?

Etrafımdakileri mi?

“Birileri sorgulayıcım!” mı? demişti!!!


Kalan Ömrüm v2!

Niye yazıyorum ki.

İtekleyici bir güç olsun diye mi?

Sonra sönecek olandan!!!

Kendimi anlamak için mi?

Yine anlamsız bir noktaya dönülenden!!!


Bir süredir “Bu hikaye bir kömür gibi”

Elimizde bir kömür tutuyoruz. İyi işlersek elmas olacak ya da bir kaç kış yakacağız bitecek diyordum.

Belki de ellerimdeki külleri kömür gibi görüyordum.

Kömürün yanışındaki sıcaklık içimi ısıtıyor oradanda masum bir sanrı çıkıyordur.

Kül lan o…


İnsanlara soralım.

Konuşmaya mı harekete geçmeye mi daha çok meğillidir.

Herkes: Konuşmaya!

Beni tanıyanlara soralım, eyleme geçirebileceği şeyleri mi konuşmayı sever yoksa değiştiremeyeceği şeyleri konuşmaya mı sever?

Tanıyanlar: Eyleme geçirebileceklerini konuşmak ister. Diğer türlü konuşma şeklinde 31 yaşında iken tiksinecek kadar bıkmıştır.

Belki de bu yüzden konuşacak insan bulamıyorum.  

-Gel sadece konuşacağız!

-Ooooo dünyayı kurtarırız Hacı!

 

-Gel harekete geçelim?

-Ben sorgulayıcıyım, hadi sorgulayalım. Sonra harekete geçelim… Eeee kaynım kaymış, düşmüş…


Peki insanları ne harekete geçirir?

1-Yokluk

2-Rekabet & Düşman

Tarih bunu defalarca kanıtlamıştır.

İnsanlar acıyı mı yalanı mı tercih eder?

Herkes: Çoğunluk yalanı!

Azınlık Nerede?

Kendi hayallerinin peşinde…

Bireyseller yani! Birlikten kuvver doğar değil mi?

Herkes: Evet

Nerede çokluk orda bokluk niye şimdi?

Orada anlatılanlar farklı.

Benim de burada anlattığım farklı…


Bir Ruh Hali – 1 yazısı “Yine de biliyorum bir gün kazanacağımızı…” cümlesi ile bitiyor.

Bugün onu eksik tanımlıyorum.

Domates ekmeye gitmek istesem de, gitmeyeceğim biliyorum.

Tüm benliğimi kaybedersem;

Biliyorum bir gün kazanacağımızı!


Yanıldığımı kanıtlasana diye bir temenni var içimde

Bu sebeple bana gelirsen, bu yokluğun seni harekete geçirdiğini göstermez mi?

Ve bir gün etrafımda bir sürü insan olursa, Davulun sesini uzaktan güzel duyacaksın!

Ve ben kendimi yine anlamsız kısır bir noktada bulacağım.


30 yılı öyle yaşadım ve eğer varsa kalan 30 bambaşka.

31 Yaşında: Son 1 yıl, eğer varsa kalan 29’u anlamsızlaştırdı…

Ya ev ne olacak?

Dokunan bunca insanın sözü ne olacak?


Hikayenin en başında herkes “Acaba bırakır mı?” endişesi taşıyor ve bu sebeple destek olma sürecini epeyice bekletiyordu.

Haklılar!

Burada yanlış yok.

Bugün gelinen noktada çoğunluk benim bırakma ihtimalimi, insanların bırakma ihtimalinden daha düşük buluyor.

Hey taze kan!

Kısacası o kadar ince eleyip sık dokuyorum dediğin şeyi bir gün bırakıyor aynı filmi bir başkası ile oynamamı sağlıyorsun. Her sahnesini, her repliğini bildiğim bir filmi kaç insanla daha oynayabilirim?


Burada yazdıklarını ilk kez mi söylüyorsun?

Hayır tabiki. Toplu bir şekilde ilk defa haykırıyorum. Fısıltı ile ama. İnsanlar parktaki bir bankta mı daha güçlü hisseder, şömine başında mı?

Çoğunluk: Şömine başında.

Yanlış! İnanacak bir şeyin var ise, en kötü yerde bile en güçlü hisseden sensindir.

Ev bomboş iken çok güçlüydüm.

Şimdi rahatım yerinde. Güçsüz hissediyorum.

Soruyorum kendime, “Güçsüz müyüm?” diye…

Cevap geliyor, hayır güçlüyüm. Bu güçle alakalı değil, bu inanç ile alakalı.

İnancın olduğu kadar güçlüsündür. Güç, inançtan beslenir.

Güçlü müyüm?

İnanacak bir şey bulursam, benden daha güçlüsü yoktur…

Yazarın kendine notu: “Bu not olmasaydı yazı çok daha havalı bitmiş olurdu” ama sokayım havasına. Sonra geçecek ne de olsa.

Şu yazının şu son satırı kendime olan inancı hatırlattı.

Yazmak bu yüzden anlamlıydı…

Ve bir kaç dakika ekrana öylece baktıktan sonra…

Sen kendine hep inandın, asıl sorun artık insanlara inancın kalmadı…

Çünkü kendine düşman olarak fıtratı seçtin.

Ve ebediyen kaybetmeye mahkumsun.


Tanrım,

Değiştiremeyeceğim şeyler için sabır;

Değiştirebileceklerim için güç;

Arasındaki farkı anlamam için akıl ver!


Dünyanın değişebilmesi için insanların değişmesi gerekiyor ise ve insanları değiştirmek kendinin mutlak değişimine sebebiyet veriyor ise.

Ortada sen diye bir kavram yokken, kazanılan başarı dünya için şakşaklanıcı bir durum olsa bile kendin için acınacak bir durum değil midir?

Yoksa zamanla kendine söylediğin yalanlar gerçeğin mi oluverir?

 

Her iki durumu da açıklayacak öğretiler tarihte yazmıştır.

Herkes her şeyin doğrusunun ne olduğunu bilmektedir.

Ve insan o kadar cahil bir canlıdır ki………………………………………………….. Anlatmadan anlamaz.

Yazar o kadar bıkmıştır ki, kendi tükenmişliğini kanıtlar. Daha fazla anlatmaz…

 

Derken, yazar kendini yine yazıverirken bulur.

 

Kıvrımlarıma inanç tohumu ekmeli. Öyle bir tohum olmalı ki, hiçbir tecrübemin yaşanmışlığımın ve geçmiş tarihin onu çürütememesi gerekiyor.

İstediğin şey imkansız. Fıtratı rakip olarak seçiyorsan hele! Tohumun büyümesi için bakış açısını değiştir belki o zaman mümkün olur.

Bakış açısını değiştirmek başka bir açıdan kendini kandırmaktır. Her açı saf her açı masum olmalı o tohumun büyümesi için.

Bu olmaz.

Olmaz denilen çok şey oldu.

Evet kendine olan inancın buradan geliyor. Sen şu an senden bağımsız ilerleyebilen şeylerin peşindesin.

Değiştiremeyeceğim bir şeyi değiştirebilir mi görüyorum?

Olabilir.

Denemeden nasıl bileceğiz?

Yeterince denedin. Aradaki farkı anlamak için akıl diyorsun belki de onu kaybediyorsun.

Delirmek ile dahi olmak arsındaki ince çizgi?

Sus ve yazıyı bitir…


 

 

 

 

Comments (11)
Cevapla

Serçe Mart 17, 2018 at 9:26 pm

“Hoşa kürek çeken kolların boşluğu mu kucaklıyor şimdi ki bu denli kırıldın?”

Bir kömür olsaydın; ellerinde tuttuğun umudu yeşertemezdin ve yeşeremezdi gönül topraklarına ektiğin bunca filiz. Sen iki bin ağaçlı bir orman diyorken, iki başlı bir dev olup yokluyordu çoktan kıyılarını bu kara dehliz.

Biliyorum; yorulmuş bir adamın ağrılarını dindirmez sözler. Açlığını da dindiremediği gibi. Büyümeyi, büyütülmeyi bekleyen mahcup bir çocuğun da onuru vardır biliyorum. Biliyorum artık o sessiz vaveylaların da tükenmişliği olacak.

Çok seslendin, çok bekledin, çok direndin, çok vazgeçtin, çok karar verdin, risk oklarını bir bir kırdın daha yayından fırlarken. Hedefinden sapmış bir çok söz ile bilendin biliyorum…

Sen tıpkı evladının tabutunun arkasından öylece bakan acılı bir baba gibiydin, seni teselli edecek bir cümlem yok biliyorum…

Ama bilmiyorsun.
Yüzüme bir bir inen yaşamak suçunun bıraktığı tokat izlerini öpüp sardı bu hikaye.
“Dayanamıyorum” naralarıyla göğsümü harladığım anda tuttu ellerimden.
Duymuyorum belki diye yüksek sesle seslenip atıldı boynuma.
Hep hasretini çektiğim ama bir kere bile bulunmadığım topraklara kavuşturdu beni üstelik kendi topraklarından bile ayrıyken.

Sen bir kömür olsaydın; ellerimde izin kalırdı, yüreğimdeki iz hiç görmediğim saf, duru leke tutmaz bir beyaz!

Yüzümde incecik yollar var şimdi… yüzümde utanç var… ellerimde kömür kokusu… ağladım biraz… çok az…

Ödediğin bedeller ve yalnızlıklarının yanında hiçten çok, çoktan az…

Cevapla

Mehmet GÖKKAYA Mart 17, 2018 at 9:49 pm

İnsanlığa olan ümitsizliğin içindeyken, kendi içinde bir ümit, bir umut araman. Bu umut biziz aslında. Aslında hepimiz birer kömürüz kimi yanım kül olmayı beklerken, kimi elmas dönüşmek ister. Sadece yanıp bir alev parçasımı olacağız yoksa elmas mı olacağız.

Cevapla

Burcu Demirel Mart 17, 2018 at 9:56 pm

Merhaba,
Biraz genel bir yazı olacak format aykırılığı için üzgünüm şimdiden. İnsan her daim oldum der.Oldum delisi insanlardan oldum olmuşum ben de zamanla. Her yaşımda oldum dedim. “Oldum ben, en iyi ben biliyorum” culardan tabi ki. Dinlemeyi her daim bildim. Ama kulak asmadım hiçbirine. Doğru ya da yanlış.. Her daim bildiğim yoldan gittim. Sonra farkettim ki ben gittikçe görüş açım daralmış. Bunu zamanla farketmemişim. Kullanmaktan hiç hazzetmediğim bir programı can sıkıntısından yüklemek ve sonrasında sizinle tanışmam bir şeylerin varlığını gösterdi bana. Aslında daha geniş bakış açıları da varmış. Ellerim kömür karası olmuş ve ben göremez olmuşum detayları. Hayat detaylarda saklı. Keşfettikçe keyif alıyor insan. Aslında bunları keşfetmek için çok geç bir yaşta değilim. Henüz daha 21 yaşındayım. Kimine göre hayatının daha baharı.. Bir şeyi anlamaya çalışmak için hiç bu kadar çaba göstermemiştim. Üşengeç bir insanımdır kendime göre, çok hırslıyımdır öğretmenlerime göre, kim olduğumu bilmiyordum kendime göre. Üç noktaydı hayatım. Kimseye anlatamadım… “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Bir daha dene, bir daha yenil, daha iyi yenil” sözü hırsım oldu her daim. Bu sözü seni ve yayınlarını anlamakta kullandım. Denedim anlamadım, denedim anlamadım, denedim daha iyi anlamadım. Ama deniyorum. Anlamaya çalışıyorum. Kimi zaman anlıyorum kimi zaman anlamıyorum. Bakış açımı açmaya çalışıyorum. Ama şunu diyorum kendi kendime. “Neyi anlatmaya çalışıyor?” Senin de dediğin gibi anlamaya çalışmayı denemeden bilemeyeceğiz. Ama hayatımdaki üç noktayı görüyorum sende.

Cevapla

hulyaaunall Mart 18, 2018 at 3:49 am

Not : Can Atilla – Vivaldi İstanbul’da ile okunması rica olunur.
.
.
.
.
Her yazdığım yorum; gelişme kompozisyonum da bir satır olacağından gelişmem tamamlanıncaya kadar yazılarım noktalarla başlıyor olacak artık, taaa ki o son sonuç paragrafı yazılana kadar..

Bu yazı bir adamın anlamlandırmak açlığının, girdiği grevinde kendi anlamlandırdıklarımı okuduğunda bir parça dahi aparatif olsun, içindeki anlamlandırmak sendikasını kurabilmesi için bir tetikleyici olsun diye parmaklarımdan bu beyaz sanal ekrana akıtılmıştır.

Aslında, grev gibi bişey demek daha doğru sanki.. Anlam üreten bir fabrikanın tam randımanıyla çalışmaması sonucunda anlamlandıralamayan düşünce yumaklarının üretilmesine neden olan bir grev gibi bişey.

Anlamlandırmak Sendikası evet 🙂

Seninde haklarını koruyacak, yeni haklar sağlayacak ve onları daha da geliştirecek bir sendikan kurulmalı..

Bu sendikaya referansta geçmişten bu zamana kadar ürettiklerin olmalı anlamlandırdıkların ve anlamlandıramadıkların uzlaşmalı ki bu grev son bulabilmeli..

Çünkü bilmelisin ki anlamdıramadıkların da anlamdırdıkların gibi anlamlanmak için sırasını beklemekte, potansiyelin üzerinde bir üretime geçmek istemek düşünce makinesinden duman çıkmasına üretimin tamamen durmasına neden olabilir.

Zaman; sadece kaliteli üretime ulaşmak için gereken şey zaman.. Sonunda çıkacak ürün öyle aceleye getirilecek bir şey olmadığından en büyük açlığını doyuracak olduğundan cimrilik yapılarak elinden alınmaması gereken anlamlandırmanın temel ham maddesi olan zaman..

En büyük açlığının başarı 1, şefkat 2 ,paylaşmak 3 değil de numarasız anlamlandırmak olduğunu sana gösteren de zaman değil miydi?

Bu fabrika senin..Üretim kolların o kadar geniş ki ister saf sevgi, ister saf duygu, ister saf akıl, ister saf vicdan, ister saf inanç ister T, ister A, İster Z, ister E vs. üretebilirsin..

Ham maddesi sende ve sen sınırlamadığın sürece sınırsız..

Defalarca oynadığın bir filmi farklı kişiler ile tekrar tekrar oynuyorsun replikler aynı karakterler farklı hım..

Aynı kitabı yada konuyu bir çok değişik yönetmen ve oyuncudan farklı kişilerden izlediğimiz çok olmuştur haklısın,
ama içlerinden sadece biri bize hepsinden çok daha başarılı gelmiştir .

Bu film de durum biraz farklı, oynadığın oyuncuların hepsi rolü bittikten sonra gitmiyor, karakter oyunculuğuna devam ederken aynı zamanda her yeni gelen için diğer taraftan da seyirci oluyor.

Aynı filmi bir gün en az senin kadar tekrar etmiş bu kişilerle bir kez daha oynayıp çektiğini bir hayal etsene, sonunda çıkacak olan özel performans sonucu sana Oscar’ı alamayacağını düşündüren nedir?

Şu dönem aslında rotasında tüm hızıyla mil alan bir geminin, yol haritasının yoldayken değiştirmek ve yeni gideceği limanları belirlemek için makine dairesine hız kez emrini verdiği bir dönem gibi..

Bu yolcu gemisini diğerlerinden farklı kılan en büyük özellik her limanda gemiye dahil olan yolcular var, kimi gemide ki imkanlardan yararlanıyor, kimi imkanlardan yararlanırken aynı zamanda gemide bir tayfa olarak kalmayı tercih ediyor, kimileri de imkanlar sadece yolculara kalsın diyerek ilk başta yolcu olarak bindiği sanılan bu gemide mürettebata dahil oluyor..

Haritadaki limanlar belirlenip yol haritası netleştiğinde derinlerden bir ses gelecek ..

Hedefimiz anlamlandırma limanı, tam yol İLERİ!..

Yazarla ufak bir tanışmışlığımız bulunmakta “İnancın olduğu kadar güçlüsün, güç inançtan gelir” demiş, benim tanıdığım kadarıyla ilk başta kendine inanan bir adamdır.Bu nedenle uzaklarda yada başka bir yerde değildir aradığı inanç ve gücü..

Hep yanı başında yani KENDİSİDİR!

Tanrım, O’na;

Değiştiremeyeceği şeyler için sabır;

Değiştirebilecekleri için güç;

Arasındaki farkı anlaması için akıl ver!

AMİN!..

Cevapla

Çırak Mart 18, 2018 at 9:34 pm

Yazıdan aldığım haz değişkenliği;senin “iş grafiklerin” ile aynı. Tek fark sonunun farklı olması.ŞİMDİLİK

Cevapla

Alelade77 Mart 18, 2018 at 9:47 pm

İnsanlara ve insandan doğacak güzelliklere olan inancının birkaç kırıntı olduğunu farketmiş bir adamın kendine olan inancını sorgulamaya başlamasını ve daha nicesini okudum şimdi.. kömür mü kül mü kırıntı mı avcundaki bu nedir kıvranışı şimdi.. çiftçinin elinde kalan bir çuval tohumu eksem mi ekmek mi yapsam delirmesi bu.. ki bunu başka düşünceler içinde kıvrandırmışımdır daha önce. Desem sana “buradayım” yalnız taştan duvar olur muyum ki..? ” hani herkes evet diyor birlikten kuvvet mi doğar değil mi sorusuna. Nerede çokluk orada bokluk niye şimdi ?? İçimi kemirip de bir sözcük olup dışarıya çıkamayanlar için paramparçayım..

Cevapla

Abidin Mart 21, 2018 at 6:36 pm

Keske hep cocuk kalsak derdik dimi icimizden ve sadece bunu soylemek icin belirli bir yasa gelme sarti aranirdi hep cunku belirli bir yasa gelene kadr ufak tefek sikintilarla kolaylikla basedebilirdik hatta ya bu buyuklerde amma abartiyomus bu dertleri tasalari derdik icimizden kimbilir. Oysa ki cocuk oldugunuzu dusunsenize dertlerimiz neler olurdu kaybolan misletler ucu yirtilan ayakkabilar cok terlenen mahalle maclari ip atlarken takilip dustugumuzde kanayan dizlerimiz yada en kotusu hemencecik biten dondurmalarimiz !
Insan buyur ve cocuklugunuda yaninda goturur ama hep ozamn kadar kolay kurtulamayiz dertlerde sıkıntılardan cunku en basiti ozaman ki arkadaslarimi buyuyunce olmazlar yanimizda cunku cocukluk arkadaslri baskadir ! Saftir ve masumdur annesinden senin icin dayak yemeyi bile goze alirlar. Buyuyunce ne yapmaniz gerekiyo peki ilk basta guven duygusunu insa edip yeni arkadaslar bulmniz o arkadasliklari sevgiyle harmanlayip yalansiz bir dostluga donusturmeniz uzerine bir tutam gerceklerden serpip olgunlasmaniz ama hayalleriniz pesinden kosmayi birakmadan unutmayin bizler cocukken ilac kamyonunun arkasindan kosardik zararini bilmeden hayallerimiz ve umutlarimiz durmadan kosmak icin var ve biz o kamyonu elbet birgun yakalicaz. Salin ucurtmalari gokyuzune yukseldigi yere kadar hayallerimiz bizimle

Cevapla

Hulya Mart 26, 2018 at 11:10 pm

Bir ruh hali anlatım karmaşası, anlatabilme çabasıdır ..

Kirpilerden bahsetmek istiyorum sizlere biraz… Soğuk bir günde karşılaşan kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirlerine batar.Ayrıldıklarında ise soğuktan rahatsız olur ve üşürler.İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar ve mutlu son .. (Anlatabiliyor muyum?)

Bir de bir grup kuşun lane support olma amacı ile çıktığı yolculuktan bahsetmek istiyorum biraz. Jungle’da farm yaparak, creepler ile savaşarak 7 zorlu vadiyi aşarak bilgeliğe ulaşmayı amaçlarlar.. Bir çoğu fail yaparak , escape durumuna düşse de en inançlı olanları Kaf Dağı’na ulaşmayı başarırlar..

Bu vadiler ; istek , aşk , cehalet , inançsızlık, yanlızlık , dedikodu ve ben canavarının olduğu vadilerdi..

Saf sevgi , saf inanç gibi saf duyguların hikayenin temelinde olmasını istediğimiz gibi bir de koruma iç güdüsü ile , saldırıldığında , tüm düşmanlarına, karşı atak olarak sarmalayarak saf hasar veren koruyucu Hero Axe de eşlik eder bu kuşlara. (Terimlere takılmadan anlaşılmayı bekliyorum..)

Uzun bir yolculuk başlamıştı vadiler arasında .. Vadileri aştıkça zorluklar da bir o kadar artmaya başlamıştı elbette.Bu sebeple bazı kuşlar da vadilerin çekiciliğine aldanarak amaçtan sapmaya meylediyor, güçlerini kaybediyordu .. Bu durumu gören , dünyayı değiştirebilecek olan yegane güzelliğin güç olduğuna ikna etmeye çabalayan Medusa, inancı tazeleyerek kuşların yollarına devam etmeleri gerektiğini söyledi ve kuşlar böylece yollarına devam ettiler ..

Bilgelik arayışı yalnızca kuşlar ile sınırlı değildi..Her yeni anda keşfedilmeyi bekleyen çok fazla şey vardı.Bir grup kuşun Jungle’da farm yaparak, creepler ile savaşarak , 7 zorlu vadiyi aşarak bilgeliğe ulaşmayı amaçladığını duyan Anti-Mage yanına, bir sırt çantası , bir şişme yataktan başka hiç bir şey almadan onlar ile eşsiz deneyimler yaşamak, gelişmek için yola çıkmıştı.Sıra sadece kendisi gibi anlam arayışı içinde bulunan kuşları bulmaya kalmıştı ..( Yoğun karmaşadan saf sadelik çıkarabilenler, anlatmaya çabalıyor oluşum sizi de mutlu ediyor ve anlatabiliyor muyum?)

İnanç ve güçleri sarsılan kuşların imdadına bir de Necrophos yetişir hemen..İnanç-inançsızlık, güç-güçsüzlük arasındaki dünyaya adım atar ve dostlarının güç ve inançlarını yeniden kazanmada onlara destek olur..Vadilerin zorlu şartlarında karşı savunma , saldırı gerçekleştirecek gücü olmasa da elindeki büyü ile kuşların sahip olmaları gereken temel inanç ve gücü tazelemiş olmak onu da güçlendirmiştir…

7 zorlu vadide kimlik parçalanması yaşayan kuşların bu çetin vadilerden geçerken hissettiklerini bilen, bu konuda üstün empati yapabilen, öncesinde buralardan geçmiş, çatışma ânında kimliğini kaybedip tekrar bulan ve parçalanmış kimlikleri arasında tek gerçek kendini bulup , diğerlerinin sadece gölgeleri ve benzerleri olabileceği bilincini yaşamış, hayatta kalma çabası ile dikkatini , zihnini toparlayan, zaferin ya da yenilginin son anlarında madde halini aşıp, ölümsüz formuna geri dönen Spectre de onlara eşlik etmektedir..(Biraz daha anlaşılabilmiş olmayı ümid ediyorum)

Hatırlamak inancı tazeler ve bunun için de güçlü bir hafıza gereklidir.Sıradan kuşlar ilk bir kaç vadide amaçlarını unutup yok oldular..Hafızası güçlü olanlar ise amaçları doğrultusunda vadileri aşarak her birinde yeni deneyimler kazandılar..Ne gelirse başımıza unutmaktan gelmiyor mu?Kendilerini amaca adayarak en sona ulaşmayı uman kuşlar, unutanları yadırgamamayı , istemenin gerekliliklerini yerine getiremeseler de affedebilmeyi , hatırlamak için dönüp dalmayı ve onlardan ders çıkarmaları gerektiğini öğrendiler.Baş kahramanları ise Invoker’dı.Biad edilesi hafızası, kontrol yeteneği, kuşlara ilham oluyordu..Invoker; kadimdir, diğerlerinden çok öte bir bilgiye sahiptir ve zihni bir şekilde sahip olduğu değere dair bir his için yeterli yere sahiptir..Yaradılışın uzun şafağı boyunca kendine yettiği gibi diğerlerine de yetebilmiştir..

Ve artık kuşlar en çetin ve en zor vadidedirler..Burada onlara yardım edebilecek hiç bir disabler yoktur.Carry’ler,supportlar yeterince mücadele vermiştir.Buyback yapma zamanı geride kalmıştır. Fail yapılmamalıdır.. Bu vadiye ulaşıp feed yapmış olmak çok saçma olacaktır. ..Son vadide kill almak kaçınılmazdır ve kuşlar pushlamak için harekete geçerler .. O anda fark ederler ki bu vadiyi aşabilmeleri için mevcut hayatlarını değiştirmeli küllerinden doğmalıdırlar.. Her biri güneşe dönüşür.Güneş 6 saniye sonra patladığında ben vadisini yerle bir ederek Phoenix’e ulaşırlar .. (Simurg)

Sonucunda ise tazelenmiş olarak küllerinden yeniden doğarlar .. Ve yorum GG ile son bulur ..

(Anlatabiliyor muyum sorusundan , anlatabildim mi sorusuna GG diyecek olanlar , siz anlatmadan da anlıyorsunuz zaten.Anlatabildim mi ? 🙂 )

Cevapla

Hulyaaunall Mart 27, 2018 at 7:31 am

Tam da hayal ettiğim gibi olmuş çocukluk oyuncaklarının en minik olanı en güzel seslerini çıkaran meşecim😊 Kim bu güzel seslerini duyar da seslerin güzel olduğunu anlamaz ki ?😌 Bu kompozisyonun sonunda gg geleceği sectigin avatarlardan çok çok belliydi zihninde cozumleyip yüreğinin süzgecinden geçirip hassas parmaklarına ulastirdiklarin için teşekkürler.. ve evet anlattın, çok güzel anlatıyorsun ve anlatmaya devam..spectre👍

Cevapla

Olgu ince Mayıs 2, 2018 at 10:36 pm

Ferdi aç

Cevapla

Emre “Atherius” Şanlı Mayıs 6, 2018 at 12:02 am

İnsan doğası üzerine sancı çekmiş adamı, yaldızlı ilmeklerle asın! Hiç değilse havasız kalmış umutlu cesedi yeryüzünü süslesin.

Leave a Comment:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: