Login

Signup

Posted By

Kompozisyon Evinin İlk Yazısı!

Şubat 9, 2018 | 5 Comments

Bir hikaye düşün. İçinde onlarca serüven olan.

Periscope isminde bir canlı yayın uygulamasında başlayan. Bu sebeple ismi Periscope Evi olan!

Bir serüvenini düşün. İçinde onlarca kahraman olan.

Yaşattığı her duygunun dibine kadar gerçek olduğunu tattıran. Bu sebeple her biri ayrı ayrı biyografi olan.

Tüm kahramanlarını düşün. Sorgulayarak inancı oluşan, elinden ve içinden gelinenlerle tüm bunları başaran…

 

Zaman ilerliyor.

 

Eylemlerin kalitesi, hikayenin isminin kalitesini aşıyor.

Ve “Periscope Evi” ismi anlamsızlaşıp, yetersiz kalıyor.

Yeni ihtiyaçlar, yeni kahramanlar gerekiyor…


Bir isim düşün, hikayede bugüne kadar olan her şeyi içine alıyor.

Bir döneme ait değil, tüm zamanları kapsıyor.

Her dokunuşun sunumunu arttırıyor, yaşattığı anlamı daha iyi aktarıyor.

 

Biyografileri, daha da gerçekçi.

Yapılan eylemler, yeni ismin kalitesinin altında. Yetişmeli.

Daha edebi, yeni keşfedecek insanları büyülemeli.

 

Okumayı sevmeyen bir toplumun arasından sadece okuyabilenleri filtreleyen,

İsmi duyan da, derin duygular hissettiren,

“Bende biyografisi olabilirim” diyen,

Bir isim düşün.

 

Bir isim düşün.

Kocaman olan geçmiş dönemi, tek bir cümlede basitleştiren.

Geçmiş sadece olayın başıymış dedirten.

Dolayısı ile inancı tazeleyen.


Bir Kompozisyon düşün.

Girişi “Periscope Evi”

Gelişmesi “Kompozisyon Evi”

Sonucu ise…

Hepimizin etkilendiği Joystick v2

Comments (5)
Cevapla

bilal demir Şubat 10, 2018 at 12:50 am

🙂 Nasıl anlatsam bilmiyorum.
Kısa Periskop evi yeni kuruluyordu, arkada anlam veremediğim iki çerçeve (koç misali at kafaları), önde ise evi soğuk olduğu için üşümüş, kapüşonlu bi adam, kahvesi elinde bir şeyler anlatıyor. Daha ilginci, Yorumlara baktığımda çoğunluğu ne anlatıyor bu adam biri açıklasın. Vee izledikçe yayına birileri telefonla bağlanıyor. Allah allah neyse diyorum saat geç. Birkaç gün sonra, saçma sapan yayınlardan sıkılıp, ya geçen bi adam vardı ona bi bakayım diyorum. İşte her şey o ikinci yayından sonra başladı, yayının ilk anları adam saçma sapan yorumlardan daha bıkmamış, sohbetinde daha değişik bir şeyler anlatıyor. Nasıl yani diye dinlerken bi bakmışım birkaç aydır izliyorum. E tabi konuyu anladıkça bi helal olsun lan adama diyorum, 🙂 bazen de yorumlara takılıp ulan harbiden adam yolacak kaz arıyor diyorum. İşte o git gel ler sonrasında zaamaaaan geçtikçe başkalarının hayatlarını canlı canlı dinleyince, anlamaya başlıyorsun yapılan şeyi, o telefonla katılanları sanallıktan çıkarıp. Seni, beni, onu. Senin, benim, onun kurduğu bir çatı altında buluşturmaya çalıştığını… İzliyorum sessizce anlatılan gerçek hayatları, e tabi kendi sorunlarımı unutmuş oluyorum birkaç saatliğine. Bu zaman içerisinde, şahısların adı eşliğinde eşyaların arttığını o boş ve soğuk odanın sıcacık bir eve (yuvaya) dönüşümüne şahit oluyorum. Taki okul, okul gezip daha kalıcı daha büyük dokunuşlara şahit olduğum gibi. Bir bakmışım numaralar üç haneli olmuş, numaralara tilkiler katılmış. Bir oluşumu gözlüyorum, şahit oluyorum. İnstagram anılarından takibe devam etmek zorunda kaldığımda öğreniyorum ki o sessizce takip ettiğim emekleyen oluşum, koşmaya başlamış, ismine sığamaz olmuş. Vay bee derken o iki tabloluk oda dayalı döşeli anılarla dolu bir salona, yalnız olan o kapüşonlu adam hayatının geri kalanında yanında ve anılarında olacak arkadaşları ile isim değiştiriyor, tıpkı bir tırtıl gibi, kozasından çıkan bir kelebek misali. Girişini tamamlamış, gelişmekte olan hayatın kompozisyonu gibi.
İşte tamda bugün o muazzam değişime şahit oluyorum.
Merhaba KOMPOZİSYON EVİ

Cevapla

Serçe Şubat 10, 2018 at 7:09 pm

İlk yazmaya başladığımda, kapalı bir perdenin arasından sızan ışığı takip ederek bakmıştım eve… şimdi Hülya’nın koltuğuna uzanmış, kah İlker Elif’in kutlayan pastalarından yiyerek, kah mutluluktan içerek başlıyorum yazmaya. Evet artık evdeyim. Varlığımdan bir iz bırakmadan önce, var olan izlerin üzerindeyim. Evin ruhunu selamlıyorum her bir adımda, gülerek cevap veriyor ve kucaklıyor ruh parçacıkları.
“Merhaba” diyorum.
“Siz benim hep o kaçıp yerleşmek istediğim dağ evi misiniz?”

Gülüyorlar.
Herkesin yakasına sinmiş yaşanmışlık ağrısını sıvazlıyor bir adam.
“Geçecek” diyor,
“Üzülme!”
Üstelik bunu sırtında açılan binlerce patikalı yola rağmen yapıyor…

Yağmur yağdığında, hemen fincanını alıp süzülen damlaların ardından, kendi pencerenden dalıyorsun ya hani toprak kokusuna,
Hani her yağmur sonrası gök anne bir kuşak taksın istiyorsun beline rengarenk,
Omzundan süzülüyor yamalı bir hırka ve ciğerlerine kadar huzur doluyorsun,
İşte o perdeden sızabildikten sonra kavuşuyorsun bu tabloya.

Tablo demişken,
Her biri en mükemmel ressam tarafından “insanlık fırçasıyla” darbelenmiş güzide insanlar, her biri ayrı coğrafyalarda yalazlanmış, yalnız kalmış insanlar, sence nasıl oldu da birbirlerini buldular dersin?

Söyleyeyim,
Onlar birbirlerini gözlerinden tanıdılar!

Yüksek huzurda insan olma sözü verirlerken bir aradaydılar, birlikte yüklediler omuzlarına zaten bu insanlık suçunu. (Suçu anlamak için İsmet Özel’in Münacaat eserine bakmalısın)

Buldular birbirlerini, tanıdılar. Şimdi tanıdıklar arıyorlar heyecanla. “O da var mıydı? Gelecek mi?” diye çırpınıyor yürekleri.

Ben…
hala Hülya’nın koltuğunda Zülal’in çamaşır makinesinden gelen sesleri dinliyorum.
“Ben de oradaydım, beni tanıdın mı ?” Diyeceğim günü planlıyorum hınzırca.
Öyle huzur doluyum ki, varlığım bir ağrı değil artık omuzlarımda. Değmeli, dokunmalı, tanınmalı, hatırlanmalıyım…

3(1) yaşın Sahibine,
Sana uzattığım ellerimi üç kez yıkadım, anı tozlarıyla ovaladım bileklerimi,arındım, ağladım, güldüm, toparlandım, delirdim, bilendim, kırıldım, sana geldim!
Hatırladın mı beni?
O benim!
Sen O’sun!
Siz Onlarsınız!

Ben…
Şimdi satır başında bir paragrafın ilk kalem darbesiyim.
Rengarenk gök anne, burnuma gelen toprak kokusu, arzulu gözlerle bakıp seçilmeyi beklemekteyim…

(İlk yazı! Sakla beni satır aranda. Sana güller ekeceğim…)

Cevapla

Hakan Demiralay Şubat 14, 2018 at 12:36 am

Periscope Evi’ni araştırmadan öğrenseydim eğer; Amacı Periscope’tan yayın yapmak üzerine kurulmuş bir ev olarak düşünebilirdim.

Periscope Evi kapanacağı gün düşündüğüm şey ise; bir denklem kurmaya çalışan adamın bu denklemi sisteme yerleştirebilmesi için yaptığı yayınlar diyebilirim. Ev kavramı ise yayın yapılan evden ziyade, eşitlikte değişkenlerin olduğu yer diyebilirim. Şöyleki, ince hesaplar yaparak denkleme değişkenler ekliyorsunuz, üzerine yeni değişkenler ile uyumlu olabilecek mi kontrol ediyorsunuz. Kurallar, süzgeçler gibi. İşte aslında benim için; yapılan her yayın o amaca giden yol, kadraj ise özenle seçilmiş değişkenlerdir.

Periscope Evi ile ilgili düşüncelerim oluşmasaydı eğer, Kompozisyon Evi ile ilgili düşüncelerim büyük bir olasılıkla; sadece giriş gelişme ve sonuç diyebilirdim.

Periscope Evi ile ilgili düşüncelirim olduğundan, hemen araştırmalıydım. Ve kompozisyon gelimesinin anlamını öğrendikten sonra Fatih’in de dediği gibi oturtuyor.

Kompozisyon Ev’ni, Periscope Evi’ni oluşturan dede gibi düşünüyorum. Sanki ondan öncede varmış da sırasını bekliyor gibi. Böylece Kompozisyon Evi’nin giriş bölümü tamamlanmıştır belki. Değişkenler yerine oturmuş ve başlarına gelecek katsayılara geçilmiş gibi.

Şimdi gelişme bölümündeyiz, katsayıları artırmamız gerekiyor. Kompozisyon Evi’ne yakışır kompozisyonlarla, yazının başında belirttiğim amacı besleyecek tünellerle ağ örüyoruz.

Kompozisyon Evi’nin sonuç bölümü bittiğinde, bu denklem oluşacakmı diye de düşünmeden edemiyorum.

Cevapla

hulyaaunall Mart 12, 2018 at 12:08 pm

Merhaba Gelişme,

Ben sana girişten geldim, senin sen olman için hayata geçirilmiş olan yerden yani..

Eğer o olmasaydı bugün seninle selamlaşıyor olamayacatık..

Sana gelirken kendimi sıfırlayarak, sıfırlatılarak geldim. Neden mi? Senin yokluk kavramı içinde kendini 1’e 5’e, 7’ye 17’ye 34’e 60’a 100’e ulaştırdığını görebilmek için geldim. Senin var oluş savaşında ilk cephendeki gazi ya da şehit olan gönüllülerinin arasından şarapnel parçalarının sadece sıyırdığı için sana ulaşabilen herhangi biriyim ben..

Gelirken Dedeler’den, Dış Ses’ten, Tilkiler’den, Mirketler’den selam getirdim. Yabancı gelmedi bu isimler çok tanıdık değil mi? 🙂 Şaşırmadım Çünkü; onlar senin soy ağacının ilk dalları..

Daha henüz ismi konulmamış yeni uzamaya başlamış dallarınla tanışmaya geldim..

Seninle birlikte gelişmeye, dönüşmeye ve değişmeye geldim..Sonuca evrim tamamlanmış bir şekilde ulaşmaya geldim..

Serçe’nin gökyüzüne bıraktığı balonlarının oraya ulaşıp ulaşamayacağını görmeye, Kemal’in realist bakış açısına duyguların sızışına şahit olmaya, Kuntakinta’nın muhalifliğinden yüzeye çıkacak arayışının sulietini görmesini izlemeye, Alalede’nin alelade olmayan dahil olma sürecinin içselleştirmeye yönelişini hissetmeye geldim..

Senin Periscope Evi ile ilk olarak yaşadığın Phoenix’in küllerinden doğmasını yine tecrübe etmeye geldim..

Sen! Vaktinden çok sonra gelecek, çoktan yazılmış olması gereken mısraların kaleme mürekkep bulunamayışı yüzünden sonuçla kavuşması her geçen gün ertelenensin..

Sorarım şimdi o duyar kasan insanSIlığa sevgiliyle kavuşmanız ertelenseydi mutlu olabilir miydiniz?

Cevap : Hayır mı?

Peki o zaman gelişmenin sonuca kavuşmasına ulaşacak yolda bir kaldırım taşı ya da asfaltta bir parça zift olmak yerine, belediyenin kazdığı bir çukur olmayı neden tercih ediyorsunuz?

Ya bir gün o çukura siz düşerseniz?!

Düşünmüyor musunuz?

Hıı unutmuşum siz düşünebiliyor olsanız bu soru ortaya çıkmazdı 🙂

Senin için bir dilek bırakıyorum buraya Gelişme.. Kompozisyonun gelişmesine yakışacak genişlikte satırların olsun, her biri farkındalık dolu insanlar tarafından doldurulsun..

ASIL sonuçta kavuşabilmak dileğiyle..

Cevapla

hulyaaunall Mayıs 13, 2018 at 7:46 am

Hearthstone Kompozisyonu..

Hikaye Hearthstone gibi her beyin kıvrımın anlayamayacağı, sadece farkındalık ve kıvrım sahibi kişilerin gerçekten anlayabileceği dahil olabileceği, kalan ömrün çocukluk arkadaşlarıyla oynanmak istenen ‘Oyun gibi bir şey’dir.
Burada her dokunuş bir mana gibidir. Hikaye’ye ilk olarak 1 mana ile başlandı (bir şişme yatak, sırt çantası). Günler ve aylar geçtikçe dokunuşlar dokunuldukça, elimizdeki mana sayılarımızda arttı ve Board’a (Periscope Evi) daha çok kart çıkartıldı. Hearthstone’dan farkı mana sayımız 10 ile sınırlı kalmıyor, her yeni kartla yeni manalar ekleniyor olmasıydı. Bu saye de en özellikli kartlarımız kullanılmaya başlandı ve winler alındı. Kartların özelliklerine göre mana sayıları (dokunuş sayıları) değişiyor, kimi 1 mana, kimi 7 mana kimi 17 mana dokunuyor, kimi de çok dokunduğu için frezze ile donduruluyordu (Ambargo)
Hikaye’deki her birey bir kart türü gibi aslında cummon, rare, epic ve legendary gibi;
Cummon : Hikaye’ye dinletinin keyfini çıkarmak için ara ara uğrayanlar…
Rare : Hikaye’yi takip edip elinden içinden gelenlerle komodine dokunuş yapanlar..
Epic :Hikaye de elinden geleni komodine, içinde geleni eve dokunup yayına mümkün olduğunca katılım sağlayıp evcilleşenler..
Legendary : Hikaye’yi içselleştirip derinlere inenler, elinden ve içinden gelenin ötesinde hem soyut hem de somut olarak bir çok konuda hikayenin içerisinde yer almış olanlar..
Hikaye de jenerasyon diye bir jargonumuz var ve Hikaye’ye aynı dönemde dahil olanlar aynı jenerasyon adı altında toplanıyor. Hearthstone’da bu hero desteleri olarak adlandırılabilir. Dedeler, Dış ses, Tilkiler ve Mirketler olmak üzere 4 jenerasyonumuz var, yani 4 Hero’nun kartları tamamlandı.
Her Hero’nun tek bir oynatıcısı var oda Lunaticim, aynı zamanda tüm jenerasyonların destesini oluşturan gamer gibi bir şey kendisi..
Her jenerasyon kendi içinde farklı leveller de bulunuyor. Bunu geçirdikleri zaman, dahil oluşları, içselleştirmeleri, öncelik vermeleri ve aktiflikleri belirliyor. Her jenerasyonun yani Hero destesinin içinde cummon, rare, epic ve legendary kartlar bulunuyor. Kendi kart özelliklerine göre destenin içinde kendine ait yeri alıyorlar.
Kimi taunt oluyor koruma iç güdüsü ile hareket ediyor, kimi aktif olup sürekli damage vuruyor, kimi kendi ölüyor olsa bile Hero’suna can veriyor, kimi minionları motive olsun diye onlara can ve atak veriyor (taze kanlara), kimi secret yapıp bir anda her şeyi değiştirebiliyor (kira), kimi stealt olup hamle yapılana kadar sisler arasında bekliyor(zülal), kimi echo olup 3 etkisini ortaya çıkarıyor, kimi charge olup enerjisini paylaşıyor varda var çok varlar dokundukça daha da çok oluyorlar..
Hikaye’deki karakterlerden güvendiğimiz Hero desteleri oluşturuldu. İlk başta casuel de(periscope) oynuyorduk. Winler aldık çok çok, çünkü destelerimize güveniyorduk Burada oyunu öğrendik goldlar ve dustlar biriktirdik. Bu kazandıklarımızla kart paketleri satın alıp yeni kartlara sahip olduk (taze kanlar). 4 heromuzun da kartları tamamlanmıştı artık ve hep aynı kartlar geliyordu. Bu nedenle kazandıklarımızı daha iyi değerlendirmek için başka bir platformda oynamaya karar verdik. Böylece kompoziyonun giriş bölümü tamamlandı.
Casuel’den kazandıklarımızın yanında, elimizde artık aktif olmayan metada bulunmayan kartlarımızı kırıp (hikayeden ayrılanlar ve aktif olmayanların dokunuşlarının hediye edilmesi) dust’a çevirdik.Çok güçlü bir hero destesi oluşturup elimizde bulunan güçlü kartlarla yeni aldıklarımızı harmanladık ve ranked da (twitch) oynamaya geldik. Daha 20’li ranklardayız, 5. Heronun (twitch jenarasyonu) destesindeki kartları tamamlamak üzereyiz. Bu heromuz ve daha sonra dahil olacak herolarımızla en güçlü kartlardan deste oluşturarak rank 1’e ulaşmak amacımız, ulaşıldığı zaman kompozisyonumuzun gelişme bölümü de tamamlanacak.
Hikayemiz de dönemsel görevlerimizde vardı. Rank kasarken aynı zamanda bu görevlerimizi de tamamlıyorduk. Bunlar kitap yardımı yap 1542 altın al, 10 sosyal sorumluluk sertifikası yap dust (dost) kazan, sıradaki görevimizin 2000 fidan 2000 insan olmasını planlıyoruz bunun ödülü ise paha biçilemez packler olacak ..
Sonuç kısmında ise henüz Dünya’da hiç oynanmış en özel Legendary kartlarından oluşacak Joy stick V2 destesi ile İnsanlığın kazanacağını umut ettiğimiz ‘ İnsanlık VS İnsansılık ‘ düellosu olacak.. Eğer uslu bir çocukluk arkadaşı olup hümanist kalbiniz farkında beyniniz ile elinizden ve içinizden gelen desteği verirseniz siz de o gün wini görebilirsiniz.

Dünya’da bir gün herkes o günü kutlayacak.

Leave a Comment:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: