Login

Signup

Posted By

Ne İstiyorum?

Mart 30, 2018 | 2 Comments

Başlıktaki soruya yanıt bulmak için başlıyorum sorgulamaya!

Kalan Ömrüm‘ün günlerini geride bıraka bıraka “30 yılımı öyle yaşadım, eğer varsa kalan 30’u bambaşka” dediğim ömrümün bir yılını geride bıraktım. Artık hızlı bir şekilde aylarını geride bırakıyorum ve nasıl geçtiğini anlayamayacağım bir zaman sonra yıllarını geride bırakmış olacağım.

Farkındalığım yine burada.

Sorgulayabildiğin kadar farkındasındır diyorum kendime!

Farkında tarafım müdahale ediyor. Yargılama ile Sorgulama arasındaki ince çizgiyi koruyarak sorgulayabildiğin kadar farkındasındır.

Evet bu daha doğru.

Sahi nedir doğru?

Kişisel tarihimi ve dünya tarihini gözlemlediğimde 3 tip doğru olduğunu görüyorum. Bu görüşü 28 Temmuz 2014 yılında ilk defa kaleme alıyorum. “Zamanla Değişen Sevgili” başlıklı blog yazımda!

O yazıyı okuduktan sonra değil, anladıktan sonra bu yazıya devam ediniz!

Devam edelim…

  • Kişisel Doğru
  • Toplumsal-Dini Doğru
  • Evrensel Doğru

Hızlıca tanımlayalım:

Kişisel Doğru: Hiç kimseyi etkilemeyen, sadece bireyi bağlayan doğrular.

Toplumsal-Dini Doğrular: Toplumun ortak olarak doğru kabul ettiği, o toplumu var eden liderin/liderlerin düşüncelerinin kabul edildiği ve çoğunlukla o toplumun mensup olunan dini ile özdeşleştirilmiş doğrular.

Evrensel Doğrular: Her bireyin teoride doğru kabul ettiği “Aklın yolu birdir!” atasözünün anlatmak istediği istatistiklerle, gerçeklerle, örneklerle en çokta empati yaparak anlaşılabilen, istisnasız her seferinde aynı sonuca ulaşılan doğrular. Diğer iki doğru çeşidinin aksine, belirli bir zamana ait olmayan her zamanda ve çağda kabul edilen doğrular. Tespit edilmesi kolay, uygulanması imkansıza yakın doğru çeşidi…

Halbuki farkındalık bu doğruların arasındaki çizgileri bilmekten de geçmekteydi.

Günümüz dünyasında bireylerin kişisel doğruları aslında toplumsal doğrulardan etkileniyor. Kendini tanımayan insanın, çevresindeki insanlara benzemeye çalışıp ortaya saçma bir karakter çıkarması gibi bir durum söz konusu.

Öncelikle bir düşüncenin hangi doğru kategorisine girdiğini bilmemiz gerekiyor. İyi bir iletişim için şart olan bu durum, kişiler arası diyaloğun başlangıcında çok iyi tespit edilse de, zaman içinde kişiler birbirlerine kendi doğrularını empoze etmek istiyor. İnsan yaradılışında olan bir kusur.

Peki ben ne yapıyorum?

Şimdi biraz işler karışsın…

Yukarıdaki cümlenin “kendi doğrularını empoze etmek istiyor” kısmını alıyor ve sorgulamaya başlıyorum.

Bunu ben de yapıyorum. Yaptığım şey kendi doğrularım mı yoksa evrensel doğrular mı? Cevabım hızlı oluyor. “Bana göre evrensel doğrular”

“Tabi öyle diyeceksin” seslerinin toplumsal doğrular arasında boğulmuş insanların anlamsız çığlıkları olarak değerlendiriyorum.

Neden mi?

Yukarıdaki sorunun bana göre doğru cevabı “Evrensel doğrular” ise, bu benim aynı zamanda kişisel doğrumdur. Çünkü “bana göre” ile başlayan tüm cümleler kişisel görüştür ve bu düşünce evrensel bir doğrudur. “Tabi öyle diyeceksin” diyerek kendi doğrunu kabul edip bana inanmadığını söylemekle kalmıyor satır arasında bir yargılama barındırıyorsun. Kimsenin seni yargılama hakkı olmadığı gibi beni de yargılama hakkın yoktur. Ve bu evrensel doğrulara aykırı olduğundan dolayı farkındasız olduğun açıkça anlaşılmaktadır.

“Anlamadım” diyener için dipnot: Benim bildiklerim senin anladığın kadardır! (Bakınız evrensel bir doğru daha)

Cümleyi tekrar ele alalım.

“kendi doğrularını empoze etmek istiyor” Bu cümle bir istek cümlesi. O zaman konu istemenin gerekliliklerine de bağlanabilir. Ve bunu istemenin gerekliliklerini fazlası ile yaptım!

31 yıllık yaşantımda “Kalan Ömrüm” yazısında da haykırarak bağırdığım gibi insanlara evrensel doğruları aşılamaya ve kendi doğrularını keşfetmesine yardımcı olmaya çalıştım.

Kişisel doğrularının, toplumsal doğrulardan nasıl ayırabileceğini konusunda çabalar sergiledim.

Ve dönüp geriye baktığımda insan fıtratının, bir noktada tüm doğruların canı cehenneme dediğini anladım. Tüm emeklerim, çabalarım yok olmuş gibi hissettim.

Neden böyle hissettim, ben ne istedim.

Sorguladım, sorguladım, sorguladım.

“İnsanlar çok şey ister!” sözü evrensel bir doğru olarak tanımlansan da, bana göre yanlıştır. Çünkü bana göre insanlar çok şey istiyor gibi görünse de, özünde tek şey ister.

Doymak!

Şimdi ne demek istediğimi anlamaya çabala.

Bugüne kadar ki isteklerine bak. Ne kadar çok şey istedin değil mi?

Beğenilmek istedin, başarı istedin, para istedin, huzur istedin yeri geldi hiçbir şey istemedin. Hiçbir şey istememek, akışına bırakmak istemektir.

Peki bunları neden istedin?

Her isteğin bir doyma eylemi ile tanımlanıyor ise;

Cebimizi, midemizi, duygularımızı doyurmak için isteriz.

Kök eylem “Doymak” ise ve bunu artık doğru kabul ediyor isen, benim doğrum senin doğrun olmuş ise. Bu empoze etmek midir? Bir şeyi birine kesin olarak aşılamak aynı zamanda empoze etmektir. Ama empoze kavramı beynimizde olumsuz kodlanmıştır. Bu toplumun hatta toplumların oluşturduğu bir kusur olabilir mi?

“Sigaranın zararlı olduğunu sonunda ona empoze edebildim.” cümlesi evrensel açıdan doğru bir eylem. İçerisindeki “empoze” kavramı ise olumsuz kodlandığından ötürü beynin bir ironisi olarak tanımlayabilirim.

Geçenlerde bana okutulan bir hikayeden bahsedeceğim.

“Bu sabah kuş sesleri ile uyandım” diyor yazar.

Sonra aklınıza karga sesleri gelmediğine eminim diyor. Halbuki ben karga sesleri ile uyandım diye ekliyor. Karganın bir kuş türü olduğunu bilmenize rağmen bu gelmiyor diyor ve güzel bir noktaya değiniyor.

Bunu birine böyle anlatırsanız karşınızdaki kişi yüksek ihtimalle “çok doğru” diye bir tepki veriyor.

Kişiye bu testi yaparsanız “Ama ben kuş sesleri ile uyandım dersen, cıvıltılar anlarım” diye savunmaya geçiyor.

Teoride doğru kabul edilen şey, kişiye indirgenip pratiğe döküldüğünde patlıyor. Doğru davranış modeli yerine, kusurunu gizlemek için anlamsız bir çaba sergiliyor. “Böyle anlamam normal ama bu benim eksikliğim!” karşılığı ise farkındalık tohumunun yeşerdiği bir yer oluyor.

Ben ne istiyorum?

31 yıllık yaşantıma bir kaç ömür sığdırdım denilebilir. Çok şey yaptım, çok şey istedim diye görünebilir.

Bende özünde tek şey istedim. Doymak…

Açlıklarıma baktım.

Samimiyet açlığım, başarı açlığım, paylaşma açlığım diye tanımladığım zamanlar oldu. İnsan oğlu çok şey istese de özünde doymak ister gibi bir öz bulmak istedim ve açlıklarımı tek bir payda da toplayabildim.

Anlamlandırmak açlığım…

Hayatımı, yaşamımı anlamlandırmak.

“Yaşam paylaştıkça anlamlanır!” -Evrensel Doğru

Çünkü, dünyanın her metrekaresi hatta galaksideki, evrendeki her şey sizin olsun ama evrende yaşayan tek canlı siz olun. Bir anlamı olur mu?

Anlamsızdır, herkese göre…

O zaman hayat paylaştıkça anlamlanır…

Bunu bilerek doğmuyor ama içgüdüsel olarak paylaşmaya meğilli oluyoruz. Dipnot: Birine yeni oyuncağını gösterip hava atmakta bir paylaşım şeklidir…

Peki ben neyi, kimlerle, nasıl paylaşmaktan haz alıyorum.

Algılarımın açılmaya başladığı zamana kadar 3-4 yaşına kadar gidiyorum. Hayal meyal hatırladığım şeylerden günümüze kadar geliyorum.

Henüz bir kişiliğim yokken nasıl davranıyordum, fıtratımda ne vardı! Çünkü beni ben yapan her şeyin temeli o zamanlar atıldı.

Mizaç, Karakter ve Kişilik Kavramları hakkında derin bilgiler gerekiyor. Ve şu linki buraya bırakıp alıntı ile devam ediyorum. Ayrıntılı Bilgi

Mizacı bir ağaç tohumuna benzetecek olursak, bu tohumun içinde; ileride ne ağacı olacağı, meyvesinin ne gibi özellikler taşıyacağı, hangi iklim ve bitki örtüsünde yetişebileceği, ne kadar dayanıklı olacağı gibi ağaca ait olan tüm yapısal program saklıdır.

Mizacı ağaç tohumuna benzettiğimizde, karakteri ağacın gövdesi ve dirençli olan kalın ve sert dallarına, kişiliği ise tohumunun tipine göre meyve veren ağacın bütününe benzetebiliriz.

Fıtrat, mizaç, yaradılış eş anlamlı kelimelerdir.

Farklılık, Evrensel Doğruluk, Masumiyet ve paylaşmak kavramları fıtratımın yapı taşları.

Hayatımdaki her olayın her eylemin temelinde bu unsurların yattığını görüyorum.

Eski ismi ile Periscope Evi, yeni ismi ile Kompozisyon Evi yani Kalan Ömrüm’ün başlangıcı bunların hepsini en yoğun şekilde barındırıyor. Kendi minik ütopyamı var ediyorum.

Az önceki cümleden devam ediyorum.

Peki ben neyi, kimlerle, nasıl paylaşmaktan haz alıyorum.

Neyi: Evrensel doğrular temelinde olan, kişisel doğrularla harmanlanmış gücümün yetebileceği tüm mantıksızlıklara karşı kökten çözüm üretebileceğim şeyleri.

Kimlerle: Farkında beyne, hümanist yüreğe sahip olanlarla.

Nasıl: Farklı bir şekilde.

Farklı Tanımı 1: Sıradışı

Farklı Tanımı 2: Denenmemiş.

Çünkü “Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.” demiş, Albert Einstein. Tarihteki diğer insanlarla aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklersem farkında bir beyin olamam.

Peki ben neyi, kimlerle, nasıl paylaşmaktan haz alıyorum sorusuna cevabı etraflıca veriyor ve bunu neden istiyorum diyorum.

Çünkü bunu yapabildiğimde hayatım, yaşamım anlamlanacak. En temel açlığım anlamlandırmak, doymak için yaşarız cümlesi ile düşünüldüğünde son bulacak.

Teoride her şey harika.

Minik bir topluluk olsun ve go go go!

Bir saniye dünya o kadar toz pembe değil. Tarihteki tüm topluluklara göz gezdirip hepsinde ortak olan sorunların neler olduğuna bakıyorum.

Kişiler arası ön yargı,

Ego savaşları,

Dedikodular,

Tripler vs vs vs…

Küçük ütopyamda bunların olmayacağını bana düşündüren nedir? Bu öğeler insanın fıtratına işlenmiş şeylerdir. Bunlar olursa her şey anlamsızlaşır. Anlamsızlaşan yaşamım, doymak için yaşarız diye düşünülürse yaşamımın bir anlamı kalmaz.

İntihar olmasa da, sosyal intihar garanti.

Sahi son 6 aydır evden çıkmıyorum. Sosyal intihar yolunda gidiyorum…

Neden bu noktaya geldim. İstediğim şeyin en temelinde insanların fıtratları ile çakıştığını fark ettim.

Çünkü; İnsan fıtratına yenildim.

Tarihten “İnsan oğlu çiğ süt emmiştir.” sözünü aldım. Evrensel bir doğru.

Tarihten “Umut yoksa yaşam yoktur.” sözünü aldım. Evrensel bir doğru.

Fıtratı yenebileceğime dair olan umudum…

Ben ne istiyorum?

İmkansızı…

 

 

 

Comments (2)
Cevapla

fzr2010 Mart 31, 2018 at 1:20 pm

Bütün dinlerin (temelinde) evrensel dogrulara gore sekillenmesi gerekirken (çunkü en iyisini seçiyoruz), kişisel tercihlerle (genelinde) evrensel yanlışlarla şekillenmesi (sidik yarışına dönüşümü) günümüzde en basit gözlemlenebilen durumdur. Bak evrensel deniyor “EV REN SEL”. Burdan şunu anlamalıyım; Aklıma gelebilecek herşey ve öyle birşey ki aynı zamanda gelemeyecek olan herşey. Daha basite indirgeyeyim; Matematik, fizik vs. bilimsel bir bakış açısı… Daha basite indirgeyeyim; kesin sonuçlara gore davranış ve düşünce modeli. Her zaman yanılıyor olabilme ihtimali ile gerçekleştirilen en dogru eylem. Bence çelişki şurda; insan fıtratı korku ile mi yoksa karamsarlık zannettiği farkındalık ile mi şekilleniyor, şekillendi, şekillenmişti,ŞEKİLLENECEK,ŞEKİLLENMELİ?
Bu ne şekiĺ?
Şekil kelimesini de garipsedim şuan:)

Cevapla

hulyaaunall Nisan 16, 2018 at 5:26 pm

Not: Mad World parçası ile okunması rica olunur.
.
.
.

29 yıllını bir çok değişik oyunla geçirdiği Diyarbakır’daki hayatında, artık farklı bir oyunun açlığını çekerken yeniye olan açlığını büyük oranda tatmin edecek Pubg (periscope evi projesi) oyununu keşf etti. Oyuna başlamak için haritanın yüklenmesini bekliyordu.

Veee harita geldi. Ama hangi şehirde olması gerektiği konusu kafasında netleşmemişti. O’da daha çok aşina olduğunu düşündüğü School’a (Ankara’ya) atlamaya karar verdi.

Loby’deyken ona eşlik edecek bir uçak dolusu oyuncu vardı. Uçaktayken somut olarak solo, soyut olarak squad olduğunun farkında değildi. Tüm uçak onunla birlikte diye düşünüyordu. Uçaktan atlayıp paraşütler açıldığında fark etti ki çoğu farklı farklı şehirlere dağılmıştı. Geri de sadece bir avuç dolusu loby arkadaşı kalmıştı tanıdık, onlarda farklı şehirlerdeydi. School’da (Ankara’da) birçok binaya girip çıkmıştı. Fakat hiç birinde ne yeterli silah ne de sağlık malzemesi vardı. Yılmadı aramaya devam etti. Ama farkındasız ev sahipleri dört bir yanını sarmıştı. Biz solo değil, squad istiyoruz diyorlardı (Bekara ev yok). Silahı yok üstelik canı da azalıyordu, bir tava onu korumaya ne kadar yetebilirdi ki? Üstüne üstlük bu şehirde bir de Red Zone’a yakalanmıştı.

Çember 1. Daralışına başlamıştı bu durumdayken elektriğe yakalanmadan başka bir şehre geçip loot yapıp daha güçlü bir şekilde oyuna devam etmeliydi. Araç bularak Loot’unun daha bol olduğunu düşündüğü, loby deki arkadaşlarının da olduğu Yasnaya Polyana’ya (İzmir’e) doğru yol aldı. Uzaktan denizi gören bir şehirdi, ayrıca isminden ötürü insanları daha ılımlı daha farkındalık sahibi gibiydi.

Buraya geldiğinde safe de olabileceği bir konum buldu kendine(Dış sesin evi) bir süre safe de kaldıktan, ortalık sakinleştikten sonra şehri gezmeye başladı. Safe de olduğu alana çok yakın bir yer de yüksek ikiz tokilerin olduğu bir yer buldu alt katları lootlanmış ama kimse en üste kata dokunmamıştı. Kapıyı açtı, içeri girdi (periscope evi bulunur) ve burada bandaj sarıp enerji içeceği içerek canını toparlayacağını düşündü.
Oyun bir süre fps’i düşük bir şekilde ilerledi. Oyun kendine gelene kadar ve daha çok öğrenene kadar solo devam etti. Aynı zaman da discord üzerinden(skype facebook) yeni insanlarla iletişime geçti. Bu görüşmelerinde killer (gerizekalılar) alıyor, fakat win’e(enfes taze kan) ulaşamıyordu. Bir çok denemeden sonra birkaç takım arkadaşı buldu kendine ama onlarda oyunda daha yeniydi öğrenmeleri gerekiyordu.(Orçun ve Hatice).

Çember 2. daralışına başlamıştı; bu süre de tüm Bp’lerini harcamıştı. Onun için safe de olan bu alan artık red zone yakalanmıştı. Bir bomba parçası geldi bedenine ve yere yığıldı. (kiranın çıkmayışı ), artık öleceğini düşünürken ghost olarak oyunun başından beri onu izleyen uçağa onunla birlikte binmiş bir arkadaşı F tuşu ile elini omzuna koyarak onu kaldırdı. (Zülal’in kira dokunuşu)

Elindeki kitleri, bandajları, enerji içeceğini, silahlarını ve 2x dürbününü onunla paylaştı. Bu 2 oyun boyunca devam etti . Artık canı yerine gelmiş düşmanlara karşı savunmasız değildi, kendini daha güvende hissettiren arkadaşıyla duo oyunlar oynadılar. Ve bulundukları yer yine safeteydi Bu sıra da discord ta yeni kişilerle iletişime geçip bol kill (gerizekalılar) alıp, çokça win’ler (enfes taze kanlar)almaya başlamıştı. (Ekim Ayı)

Pubg yeni bir güncelleme getirmişti, bu güncelleme “Event Mode” bu modla 8 kişi aynı anda oyun oynayabiliyordu. Artık yeni takım arkadaşlarını da alarak birlikte bu modda oynamaya başladılar. (Tilki Jenerasyonu ilk zamanları Hatice, Serap, Ümran, Günel, Mehmet, Hülya, Zülal ve Lunaticim). Birlikte tek bir şehre atlayarak güzel lootlar bulup sonrasında bir noktada toplanıp lootlarını Lunaticim’le paylaşıyorlardı. O oyunu daha iyi bildiği için 8x dürbün, kar98, win94, 3. Leveller ,kit ve boostlarını vs O’na veriyorlardı, biliyorlardı ki oyunda en iyi teçhizatlar onda olmalı ki Win’e ulaşabilsinler.
Bu şekilde birçok oyundan win aldılar. Bir süre sonra atladıkları şehrin güvenli ve loot dolu olduğunu öğrenen diğer takımlar bu şehre atlamaya başladı. Üstelik pusu kurarak Fair play ruhuna yakışmayacak şekilde oynamaya başladılar. Bu sırada Çember 3. Kez daralıyordu elektiriğe maruz kalan takım arkadaşlarımız oldu. Silah bulamamış insanlara saldırdılar, onları düşürdüler lootlarını çalmaya çalıştılar ve ghost oyun arkadaşları dahil etmeye çalışarak(troller) oyun almalarına engel olmaya çalıştılar. (yayının karalama çalışmaları yapıldığı dönem) O kadar farkındasızlardı ki Lunaticim’in aldığı winlere de kendileri görmedikleri için inanmıyorlardı.  Görseler de inkar ediyorlar şans diyorlardı Awinisttiler. (Çırak esinlenme için teşekkürler). Neymiş bozuk saat bile günde 2 kez doğruyu gösterirmiş miş miş YAVVV HE HE…

Sonrasında Lunaticim sağdan ve soldan arkalayarak kötülük takımını akıllı bir taktikle alt ederek şehri temizledi. O günden sonra onları gören olmadı. Sonradan gelen haberlere göre LOL ve Forty Night’a sarmışlar bir süre orada tutunamamışlar, bazıları da evcilik ve doktorculuk oynamışlar ikisinin arasındaki farkı ayıramayınca beyinleri yanarak oyun oynamayı bırakmışlar diyorlar 🙂

Her şey normale dönmüş oyuna devam ederken bulduğumuz lootları diğer şehirdeki arkadaşlarımızla paylaşmak için yola çıktık (kitap bağışı) Oyuna takım arkadaşı olarak dahil olduğunu sandığımız fakat ghost olduğunu sonradan öğrendiğimiz biri aracımıza ateş etmiş arabamız takla atmış ve lootlarımız etrafa dağılmıştı.(okul müdürü ve kitaplar) Arabadayken yara alan çatışma yüzünden yaralarını hızlıca iyileştirmeye fırsat bulamadığımız sevdiğimiz bir arkadaşımız o şehirde kalmıştı. Fakat diğer takım arkadaşları ile Yasnaya Polyana’ya (İzmir’e) dönülmesi gerekiyordu. Geri dönüş için bir köprüden geçilmeliydi. (jandarma) Çember 4. Kez daralmış ve elektriğe maruz kalıyorduk ama bu sefer ki diğerlerinden daha etkiliydi daha çok acıtıyordu. Yasnaya’ya dönülmüştü yaraların sarılması için bandaj, kit ve enerji içeceğine ihtiyaç vardı. Lunaticim bulunan kitleri, bandajları ve enerji içeceklerini diğer arkadaşları ile paylaştı dayanabileceği kadarı aldı ve o şekilde devam etti bir süre…

Bu sıra da Event Mode da oynamaya devam ediliyordu. Bazı arkadaşlar daha çok loot bulabilmek, daha çok enerji içeceği için başka şehirlere giderek takımdan uzaklaştılar. Bir çok kez iletişime geçilip şehre dönmeleri için çağırsak da az kaldı geleceğiz dediler. Ama kimileri çember dışında kalıp elektiriğe yakalandı, kimileri bir arbaletden çıkan okla kalbinden vuruldu bazıları hala yaşıyor olabilir umudundayız. (suçlu eros onlar değil)

O zamandan sonra Event Mode da oynamadık en fazla squad olarak oynadık. Lunaticim oyunlarda rushlamak ya da loot yapmak yerine, daha çok daha önce oynadığı alanlarda dönüp dalmayı seçiyordu. Bu sırada dıscord dan iletişime geçmeye devam ediliyordu. Aynı dönem de yeni tanıştığımız yeni takım arkadaşları gelmeye başladı. Tekrar Event Mode oynamaya başladık. Bu oyunun yeni güncellemesi turuncu fişeği bulup gökyüzüne attığınızda yeni droplar geliyordu. Bu droplarların içinde 3x etkili lootlar çıkıyordu. Daha fazla kill daha fazla win gelmeye başlamıştı. Yeni arkadaşlar oyuna çok çabuk uyum sağlamışlardı ( mirketler jenerasyonu) Lunaticim kar98 ile nişan aldığını tek atışta indiriyordu. Eskisi kadar yara almıyor, bu nedenle de sıhhıyeye eskisi kadar ihtiyaç duymuyordu.

Winlerin sayısı artmıştı  Ve pubg yeni bir harita yükledi ilk oyunda bu harita da daha çok safe oynamak ve eski günleri hatırlamak güzel vakit geçirmek için İmpala’ya (kuşadasına atladık). İlk atladığımız uçakta olan ve sonradan dahil olan herkes de oraya atladı bu zamana kadar aldığımız killeri ve winleri kutlayıp yeni yol haritamızın gelmesini bekledik. Herkes elindeki lootları tek bir yerde topladı artık dürbünler 8x, yelek, kask ve çantalar 3. Level, silahlar herkesin kullanmayı en çok sevdiklerinden mermiler sınırsızdı. Bol bol suda antreman yaptıktan ve rahatladıktan sonra, winle kapattığımız kompozisyonumuzun giriş kısmını bitirmiş, gelişme bölümünde gideceğimiz yeni şehre karar verme aşamasındaydık.(sezon finali ve yeni isim)
Oyun hala devam etmekte ….

Not: NE İSTİYORUM? Demişsin var birkaç cevap bende de belki bir sonraki yazıya, ben sana bu yazıda NE İSTİYORDUN? Ve NELERLE KARŞILAŞTIN? Kısmını hatırlatmak istedim naçizane unuttuğundan değil benim gözümden de gör diye.. Vee şimdi çıkacağın yol bunlardan daha mı çok yoracak seni diyorsun ? 

Bu yazı Periscope Evi ismi anısına yazıldığı için sezon finalinde bırakıldı. Devamı belki yeni dokunulan bir oyunla kelimeler, cümleler ve paragraflarda anlatım bulabilir.

Leave a Comment:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: